23 Haziran 2021 Çarşamba

Kimi katliamlar-ölümler dünya da sadece istatistik olmaya mahkum mu?



Ortadoğu ve Afrika da sıradan bir günün bilançosu : Yemen de camiye bomba 142 ölü, Nijerya da bazılarının kafası kesilmiş bir halde bulunan 70 ölü, Suriye-Haseke de Kürtlerin Newroz u kutlarken bombalanması sonucu en az 17 ölü . Bu bilinen ve basına yansıyan sayı olarak 229 ölü insan bedeni.
Bu insanların deri rengi farklıdır, bir batılıya göre inançları farklı, ırk olarak her gün onlarcası ölen ırklardan olduğundan dolayı önemsizdirler.! Bu nedenle ölümler sıradanlaştırılıyor, Avrupalı olmadıklarından dolayı dünyanın belirli-başlı gazetelerinde küçücük puntolarla üçüncü sayfa haberi olarak yansır veya hiç yansımaz-hatırlanmaz bile..
ASYA ve AFRİKA kıtasında dün canlı bugün ise ölü olan 229 can’ın AVRUPA kıtasında yaşayan 1 (yazı ile BİR) can’ın değeri kadar yoktur. Trajedi …
Bu trajediyi insan oğlu ve insan kızına yaşatan Kapitalist sistemdir.
Öldüren sistemdir. Sitemi yönetenler ve sürdürenler her gün onlarca katliam emrini sistemin yaşaması için kullandıkları oyuncaklarına bu emri vermektedirler.
IŞİD (islam adı altında) sisteme hizmet eden ve bu katliam emrini yerine getirenlerden sadece birisidir , küresel güçlerin bölge politikaları bağlamında yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde kullanım değeri yüksek ve etkilidir, kullanım tarihi sona erdiğinde bir başka enstrümana yerini terk edecektir. Sınıflı toplumlar tarihi boyunca aşağı yukarı bu böyle olmuştur , sınıflı toplumlar yeryüzünden silinmedikçe insan-bitki-hayvan ve doğanın sahipleri olan tüm canlıların katliamları devam edecektir. Sistemi yönetenler sistemin devamını sağlamak için ellerindeki her bir enstrümanı (insanlığın toplu imhası dahil) kullanmaktan hiç çekinmeyeceklerdir ; yeter ki petrol vb. yeraltı kaynakları ile yerüstü zenginlikler ellerinden uçup gitmesin.
Sistem medya ve tüm iletişim kanallarıyla insanlar üzerinden sürekli bir algı yönetimi yaratıp yaşanan olay ve olgulara karşı nasıl bir tepki verilip-verilmemesi gerektiği konusunda bize baskı yapıyor . ve çoğu zaman bunu başarıyor.
Charlie Hebdo saldırısında Fransa da öldürülen 12 kişi için sistemi yöneten liderlerin yarattığı etki-çıkardıkları ses neden Yemen, Suriye, Kürdistan veya Nijerya da hayata geçirilmez?
Son yıllarda bölge de yaşanan onlarca katliamdan sadece iki tane örnek verilecek olursa; Humusta daha bir yılını doldurmayan bir katliamı o kadar az insan hatırlıyor ki..!! 41'i 6-12 yaş aralığındaki çocuklar olmak üzere en az 49 kişi hayatını kaybetmişti, Çocukların suçu Suriye coğrafyasında yaşamaktı.. Dünya unuttu..! ki katliamın yapıldığı zaman bile aynı yukarıdaki katliamların benzeri olarak devekuşu gibi başlarını kuma gömmeyen az sayıda insan tarafından görülmüştür.
Pakistan'ın Peşaver kentinde bir okulu basan ışid türevi teröristler yine en az 126 kişiyi katletmişti; ölen Pakistanlılar olunca daha 3 ay geçmeden katliam unutulmuştur.
Kimi katliamlar-ölümler dünya da sadece istatistik olmaya mahkum mu?
İnsanları sınırlara bölenler, bu sınırlar içerisine hapsedenler, insanlara ırk üzerinden üst kimlik kazandıranlar, insanları din üzerinden kişiliklerini ifade ettirenler hep aynı kişi ve kurumlardır.. bizim yani halkların ortak düşmanları bunlardır.
Küresel güçler ..bunları tanıyalım..
Biz hangi ırka mensup, hangi dili konuşuyor olursak olalım halka düşen birbirimizle değil ortak düşmana karşı hayatın her alanında mücadelemizi yükseltmektir .
Asya kıtasının herhangi bir ülkesindeki 229 insanın canı
Avrupa kıtasının herhangi bir ülkesindeki 1 insanın canı kadar değerli değil mi?
insan canının dünyanın herhangi bir coğrafyasındaki değeri (canlı- ölü) eşitlendiğinde insanlık da özgürleşecek.


21 MART 2015 JIYAN.ORG


Bütün ülke planlı işlenen bir cinayeti gördü

 


Bütün ülke planlı işlenen bir cinayeti gördü


(BERKİN gittiğinde kürkçüler' cezaevindeki hücremden küçük bir seslenişle onu uğurlamıştım)



Gittin çocuk, 269 gün bekledin sonrasında gittin çocuk. Direndin; ekmeğin bize değerli olduğunu anlatana-öğretene kadar bekledin ve devletin de, polisin de bize değersizliğini öğrettin ve gittin berkin çocuk..
Git..! git çocuk ağabeylerin bekler; O bilinmeyen diyarlar da ETHEM yolunu gözler, anlat ona çocuk.
O sınırsızlık ve sonsuzluk da ALİ İSMAİL bekler, ABDO CAN bekler, o ekmeğin bol polisin hiç olmadığı yerler de AHMET seni bekler ..
Hasan Feritlerle buluşacağın yerler de selamımızı ilet BERKİN çocuk.
Kara kaşların, kara gözlerinle bize gülümseyerek MEDENİ ile buluşmaya GİT-tin çocuk..
Sloganlarımızı, direnişimizi MEHMET e de anlat BERKİN çocuk.
Gelecek güzel günlerin, uçurtmaların özgürce uçtuğu, çocukların oyunlarını oynayıp öldürülmediği, ekmeğin herkese yettiği, polisin olmadığı, devletin olmadığı günler için direnen milyonlarca insanın mücadelesini anlat ağabeylerine BERKİN çocuk ..
Sen ve ağabeylerinin bize açtığı yollardan devam ettiğimizi ve hiç kimsenin boşuna ölmediğini anlat onlara BERKİN çocuk..
Haziranın bir gününde kapattığın o kara gözlerin bizim ışığımızdır çocuk..
Öğrendik çocuk.. Bir ülkeyi yönetenlerin O ülke de yaşayan insanların hayatlarından sorumlu olduklarını öğrendik çocuk.
On dört yaşında bir çocuğun sokağa ekmek almak için çıktığında O ülkenin başbakanının destanlar yazması için polisine verdiği emirlerle; attıkları gaz kapsülleriyle vurulabileceğini öğrendik.
Bu coğrafya da katilin hep devlet olduğunu öğrendik ve iyice belleğimize kazıdık, katilin o devleti yönetenlerin olduğunu öğrendik, katilin bu devlet görevlilerinden hesap sormayan hukuk'un olduğunu öğrendik ..
Bütün ülke planlı işlenen bir cinayeti gördü..
Uzun yıllar öncesinden söylenen bu sözleri duymuş muydun çocuk ?
"eğer devlet vatandaşlarının haklarını koruyamıyorsa geriye tek seçenek kalır o'da DEVRİM dir"
Tek seçeneğimizle baş başayız BERKİN çocuk, söz verdik Haziranın sekiz direnişçisine söz verdik
Çoğalarak Ölüme giden giden sekiz direnişçinin biz azalarak kalan milyonlarca ağızdan hep birlikte söz verdik çocuk..
Bu topraklara, bu yeryüzüne DEVRİM borcumuz var çocuk..
Git çocuk .. git.. ve haziranın diğer karanfillerine selam söyle BERKİN çocuk..
Gittin çocuk, çocukluğumuz da gitti..
İnsanlık 2 ekmek ve 16 kilogram; katillerin bir nokta bir milyar dolar ve doymuyorlar.


10 mart 2015 jiyan.org 

Bir Seyyar Satıcının İntihar Notundaki Adalet Çığlığı

Bir Seyyar Satıcının İntihar Notundaki Adalet Çığlığı

by Jiyan

(Seyyar Satıcı Cemil Bozkuş, borçla aldığı fındıkları zabıta baskını sebebiyle satamayınca, NOT BIRAKIP İNTİHAR ETTİ)


BİR SEYYAR SATICININ İNTİHAR NOTUNDAKİ ADALET ÇIĞLIĞI
''Bir cinayet için bir ekip giderken fındık-fıstık sattığı tablasını almak ve el koymak için için on ekip geliyor.! ''
Seyyar satıcı cemil haklı olarak isyan çığlığını basıyor, hem adalet çığlığı hem isyanı ses olamıyor.
O öfke birikiminin yarattığı isyanı biliyorum; hissedebiliyor ve anlayabiliyorum
(evet belki insan sadece anlaşılmayı bekler bir ömür boyunca)
Bildiğim ve sokaktaki çoğu insanın bildiği o öfke birikiminin yarattığı isyan belki intihar ile sonuçlanmamalıydı.
Nereye isyan kime isyan sorusunu doğru sorup yanlış cevaplandırıyor seyyar satıcı cemil..
Yıllarca itilmiş, ötekileştirilmiş,yok sayılmış ve kendisince belki de toplumda karşılığı olmayan bir hayat yaşayan seyyar satıcı cemilin kısa süren bu hayatı doğru bir eğitim ile başlayan bir çocukluğu, oynadığı oyuncakları, sağlıklı gelişen bir gençliği, düzenli yaptığı bir işi ile her akşam çocuklarına gidebilip ekmek götürebilseydi (vb. sorular çoğaltılabilir) kendi hayatına gönüllü olarak son verebilir miydi seyyar satıcı cemil.?
Çocukluğunda -gençliğinde Yaşayamadığı ,yapamadığı tüm bu şeyleri –eğitim, sağlık, vd. tüm ihtiyaçlarını hepimizin düzenli olarak vergilerini ödediği ‘devlet’ in sağlaması gerekmez miydi?
Bu isyanını bastırıp kendi hayatına son vermek yerine isyan oklarını devlete fırlatamaz mıydı?
Cemil’in hangi ırka, hangi dine mensup olduğu değil hangi sınıfa ait olduğunu net olarak görebiliyoruz , bu açı dan yaklaştığımız da bu da bize gösterir ki bu ülke de mücadelemizin ayrı olmadığıdır.
Kimliğimiz de Türk, Kürt, Arap vd. herhangi bir sıfatın olması , alevi, sunni, ermeni vd. dinsel olarak farklı-farklı inançlara sahip olmamız yoksulluğun ve ezilmişliğin ayrı olmayıp aksine birlikte, ortak ve yan yana durmamız gerektiğini bize o kadar net gösteriyor ki..!
Silahları birbirimize doğrultacağımıza ortak düşman olan yükselen gericiliğe ve faşizme karşı doğrultmalıyız.!
Bunu yapmaz ve bu uğur da mücadelemizi vermez isek hepimiz seyyar satıcı cemilin adalet çığlığını duymaya devam edecek ve ya herhangi birimiz atacaktır o adalet bekleyen çığlığı..
İsyanımız kendimize-bedenimize ve birbirimize karşı olmamalı ..isyan çığlığının atılacağı ve öfke birikiminin boşaltılacağı yer ve hedef belli dir..nettir..!
Son yıllarımız hep adalet aramakla geçti-geçiyor , sokakta mahkeme duvarlarında haykırmaya devam ediyoruz. Ve onların adaleti nasıl sağladığını da iyi görüyoruz.
Mahkemeler ve hukukun tümü kendi hukuksuzluklarını ikame ettirmek için çalışıyor..
Adalet çığlığının nasıl olmaması gerektiğini seyyar satıcı cemil dün bütün bir ülke ye gösterdi..
Tek tek hepimiz bu şekil de isimsiz erken ölü kişilikler olmak istemiyorsak
İsyanımızı topluca hayatın her alanında sergilemekten çekinmemeliyiz..
Bizim adaletimiz onların adaletine de benzememeli..!
İntihar eden Seyyar satıcı cemillerin, tecavüze uğratılıp vahşice katledilen öğrenci özgecan ların, sokaklarda dövülerek katledilen gencecik Ali İsmaillerin polislerin kurşunlarına hedef olan ethemlerin, Ahmetlerin , Abdocanların adalet çığlıklarına kulak verip o ölen gencecik bedenlerin yaşayan sesi olmaz isek onların sonu hepimizi bekliyor olacak..
Duyuyormuyuz?
Adalet çığlığı ülkenin her bir yerinden durmadan yükseliyor…!!


5 mart 2015 ( jiyan.org)

28 Kasım 2011 Pazartesi

YILDIZLAR

Çocukken yıldızlara daha çok bakardım;
büyüdüm...!!
yıldızlar eksilmedi.! Ben farkında değilim, hayat koşuşturmacasın da unuttum galiba.. fakat unutulurken, birileri unuturken beni nedense aklıma en çok yıldızlar düşüyor..
Bir çocuk yıldızlara neden verir ki zamanını?
Bir aşık verebiliiyor ancak bir çocuğun verebildiği kadar.

-bazılarımızı en çok mutlu eden figür dür yıldızlar-

Hem çok uzak hem çok yakın hissettiğimiz den midir bilinmez ama yıldızlar kendini sevdirmesini biliyor işte, bu yüzden mi acaba kaybettiğimiz güzel insanların arkasından hep ; bir yıldız daha kayboldu,bir yıldız daha düştü, gökyüzün de bir yıldız gibiydi gibi kalıplar kullanırız. Yıldızlar üzerine ne şiirler okunmuş ne türküler yakılıp şarkılar söylenmiş. belki de yazı ya tutunan her bir insan mutlak surette yıldızları yön bellemiş-yazmıştır.
Küçükken düşünürmüydüm acaba her yıldızın bir gezegen olduğunu? daha çok yıldızların kaymasını bekler bir dilek tutmayı umardım; belki de beni mutlu eden figür kaymasıydı yıldızların. Büyüdükçe yıldızları aşkımıza alet ettik..
Doğduğumuz günü yıldızlara göre şekillendirdik.
Biz büyüdükçe yıldızlar küçülmedi de belki de önemini yada farkındalığını yitirdi. Kaç yıldız kaydı sayamadık ki. Kaç yıldız eksildi yeryüzünden ve gökyüzünden bilemedik ki.. Kaç kez aşık olup kaç kez yıldızlara sığınmadık ki !?
.. .........................
Bir yıldız görüyorum gökyüzünün enginliğin de
Çok uzaklar da
Çok parlak
Ellerimi uzatsam dokunacakmış gibiyim
O yıldız sensin
Ona senin ismini verdim.

düş günlüğü kırıntısı ..1 den önceki nin hemen öncesi..

küçük bir kız çocuğunun gözyaşlarını sırtlayıp taşıdım omuzbaşımda. dedi ki.! sana dair türküler sunacakmışım; acı çekmiş aşk'ların türkülerini dizlerinin önüne dökecekmişim, en ücrasından anadolunun; pir sultanın yüz sürdüğü topraklardan..... en sırlı yerinden kırılmayacakmış ayna, suretimi suretin de aklayacakmışım ve.. dedi ki..! aşk tanrıları özgür kılmışlar akacak gözyaşlarımızı; sevdalar uğruna şiir ler yakacakmışız; kalbi kor'a dönen şairlerin yerine ulaşmamış çığlıkları besleyecek bizi. ve aşk'lar uğruna leylalar uyandıracakmışız; mecnunlar.... buyurgan ve doğurgan bir sesti bizi çağıran o ırmağın sularını keşfe çağıran bağırmaklı kısık bir ses..

düş günlükleri.. 1 den sonrası..

Yüreğim sakin bir göl gibiydi; balık avcısını bekleyen,kuşların enginliğim de uçuşlarını gözleyen dingin, şeffaf ve en sade halimle hayat a bakıyordum.. bekliyormuydum ? bilmiyordum..bir planım yoktu ,ben sen değildim.! olmamıştı,olmazdi ki,sadece öylesine bakıyordum hayata… zira yaşanmışlıkların acısı yetmekte idi, her anını ve anısını dolduruyordu hayatın, geçmişe çizilen çentikler… çarmıha gerilen isa gibi değil di bedenim ; kaburgalarımın içlerinden gerilmiştim çarmıha;kaç kez öldüm! saymaya fırsatım olmadı ki.. bir gün! hatta bir gece,geceler den bir gece seni gördüm..kalbimin işareti ile seni gördüm.. görsemiydim..görmezlikten mi gelmeliydim derken.yalnızlığa sarılı düşlemlerine karışmıştı kanım;ayırt edemedim kendimi senden.. sen serserimdin ben sendim…! Büyülü bir dergahın müritleri gibi buluşmuştuk ; paylaşacak çok şey vardı .. Yarıda kalmış yaşamların bütünlemesi bize kalmış gibi sürdürmeliydik hayatı… Bedeninden geçtim..ruhun kaldırabilirmiydi eksik kalan bir yaşam daha? Korkuyordun.!korkunun kokusu karıştı uykularıma her şeyin ayrıntılarında senin giz’in vardı artık. Sen ‘in olmadığı her an bir hüznün kırıntısı gibi saplanıyordu göğsümün orta yerine.. Tüm devrim çığlıklarının vücut bulduğu bir yaralı beden;işkence izlerinin mahpusane gecelerine aktarılan buhur kokusu gibiydi ağzından düşen her kelime.. Teninle tanışma faslını bir tarikatın müritlerine uyguladığı kriterle sınadın beni… Uzaksın şimdi! uzaklığın buğulu,soğuk,bir mezar sessizliği kadar çiçeğe hasret an’larla tam lamaya çalışıyorum ruhumun yoksulluğunu.. biliyormusun ki şimdi yüreğimi iki ye bölmüşüm! İstanbul da olmam kar etmiyor.. Bir yarısı Avrupa da ise diğer yarısı anadoluda kızıla kesmiş Kızılca kıyamet arzular eşliğinde sessiz çığlıklarımı ulaştırmaya çalışıyorum .. Gerisi şairin dilinden dökülen eskimeyen sözcükler... kalanı bize iyilik güzellik….

düş günlükleri.1

insanların, hayvanların, bitkilerin zulüm ve ölüm gördüğü bir gökyüzü altından sesleniyorum sana.! -kısık olmasına bakma bu sesin- kesildiği,hırpalandığı, akvaryumlara, havuzlara, hapishanelere doldurulduğu ve yine ölümlerinin hep 3. sayfa olarak kaldığı veyahut sayfalara girmediği bilcümle işkencenin henüz insanlara anlatılmayan metodlarının uygulandığı, herşeyin hormonlaştırıldığı ve özgürlük çığlıklarının sadece yeni nesil don kişotların seslendirdiği, tüm canlılarının yalnızlaştırıldığı ve acı çekmeye zorlandığı bir yeryüzü üstünden sesleniyorum sana. 1000 mektup yazmaya ahdettim.. sonra..! sonrası bir dergah ın dervişleri gibi;dervişlerin saflaşmış vicdanı gibi,nirvana'ya ermiş bir soluk yüz;bir sarı yüz bırakacağım sana sonra..! sonrası zencefil kokusu.... sonra ...! sonrası insanların, hayvanların,bitkilerin bitmez ritüeli.... sonrası duvar yerine köprü kuran insanlık... ve insanlığın yüzyıllara,. çağlara,toplumlara, ırgatlara, kölelere, spartaküslere, işçilere, aksakallı dedelere, burma bıyıklı acı çeken yüzlere. siyah a, beyaz a, ve bilcümle insanlığa... insanlığın özgürleşme mücadelesine... hayat....!

esmer düşlere.. düş günlükleri...1 den öncesi.....

tarihin her yüzyılından kopmuş; köle pazarlarını dolaşmış, kervanların, kervansarayların gölgelerinde soğutmuştum kaynayan bedenimi. ortaçağ'ın karanlığına kandil olan, ışık tutan bir bedeni taşıyordu alımlı hoş vücudun. 'bir'leştirmesi bir sonra ki yüzyıla sarkacaktı. makinalaşmış, mektupsuzlaştırılmış, şiir den arındırılmış insancıklar topluluğunun arasında geziyordu ruhlarımız. bir izleyici olarak gönderilmiş vaiz gibiydi gözlerin. ben ise kullarını yitirmiş yoksul bir tanrı gibiydim. yitirdiğim her şey den biraz sen de buldum... biriimiz kutuplardan diğerimiz afrikanın en ucundan ses veriyordu.. senin dediğin gibi farklı gözlerle bakarken dünyaya meğerse aynı yere bakıyormuşuz ; aynı dünyaya....

23 Mart 2009 Pazartesi

göz

Kaç gözü vardır insanın??
Somut olarak herkes bilirki iki göze sahiptir her insan, kiminin ela'dır kiminin ki yeşil, bazılarının mavi ,bazılarının da karadır,
Ya da bu renklerin tonlamalarına rastladığımızı sanırız , evet renkleri, insanları, hayvanları, tüm nesneleri ve doğadaki tüm bilinen ve çözülen maddeleri gördüğü ve bilfiil kullandığı iki gözü vardır doğadaki her insanın...
bunu herkes bilir ......
Hiç sorduk mu kendimize?
Birileri bize anlattımı ?
Okuduk mu herhangi bir kitaptan?
izledik mi herhangi bir film'den?
Somut olarak gördüğümüz insandaki iki göz'ün dışında, her bir insanın aslında kaç gözü vardır ....?
mutlak olarak buna herkes aynı cevabı vermeyecektir.!
Ben ikiye ayırıyorum...
Diğer canlılardan farklı olarak mantık ve yürek gözleri vardır insanların.
gözleriyle gördüğünü tanımlayan, bazen yalanlayan, şüphe ettiren, dünyadaki mutlak gerçekliğe belkide bir tuğla daha attıran mantık gözü Ya da akıl gözü olabilir insanın.
Peki mantık gözü neler anlatır bize?
Bence özünde iki-üç kelime ile sınırlandırarak, anlatılabilerek veya kısa bir değerlendirmeyle yapılamayacak kadar uzun bir öyküdür mantık gözü......
Ya da şöyle diyeyim; bence mantık gözüne sahip olupta bunu çok kullanan insanların nesneler dünyasına ait insancıklar olarak görüyorum, bu göze sahip ve bu nesneler dünyasına ait olan insanlar; bireyleşmemiş insancıklar ve en büyük değerleri paradır, bir an olsun mantık gözünün gösterdiği en yüce değerin para olduğunu belirtmekten ve hissetirmekten kaçınmazlar..
mantık gözü insana daha çok şey gösterir...mesela evlilik ,evliliği-evlenilecek kişiyi belirli nesneler ve kriterler ışığında değerlendirip aşkı, sevgiyi yok sayar. nesneler dünyasının insancıklarına sosyal statüler ve kariyerler öncelikli hedefler olarak addetirilir;diplomalar önemlidirler lakin mezuniyet notları, meziyetler, başarılar ,bilimsel verileri önemsizdir..arabaların markaları,konforları önemlidir
yaşanılan yerler ve sahip olunan evler kıstastır ....
siyasal düşünceler önemsizdir...kişilikler yok sayılır ......
nesneler dünyası na ait olup ve mantık gözüne sahip olan insancıkların duyguları eziktir çünkü benliklerini yeterince tatmin edemeyen ve yaşayamayan bu insancıklar eziktirler.......
bir intikam duygusuyla sarılırlar hayata, öylede yaşarlar.....
Evet birde yürek gözü vardır ..........
yaşamda hep kaybeden umutlu insanlar vardır.! bu insanlar yürek gözünü kullanmayı tercih eden bireyleşmiş insanlardır .....
bu insanlar ırksal, dinsel, etnik, cinsel ve her türlü diğerlerini bilen ve diğerlerini ötekilerden ayrı kılmayan, sosyal statülerin sadece kağıtlarda yazılı cümlelerden oluştuğunu bilen ve önemsemeyenler dir,
paranın varlığını sadece yaşamlarına ait bir gereksinim den çok bir araç, bir madde olarak gören, diplomaların önemsenmediği, kariyerlerin hesaplanmadığı, yalanın bilinmediği ve belkide alacakları Ya da verecekleri kararlarını duygularının süzgecinden geçirerek toplumsal sistemin kaybedenler şık'ına gireceklerini bildikleri halde yaşama yürek gözü ile bakacaklarından, günlük toplumsal-yaşamsal olaylara,yaşamın örgüsüne, aile ve çevresel olana, geleneksel-feodal değerlere çoğu zaman muhalefetin en sertini oluşturmuşlardır .
Dünyada Yürek gözüne sahip olanlar azınlaktadırlar,lakin insanlığın özünü onlar oluştururlar, mantık gözünü kullananlar dünyaya yön veriyor olabilirler ama duygusuz ve ruhsuzdurlar...
bu yüzden yürek gözüne sahip olanlar kısa zaman dilimleri içerisinde Yalnış, yetersiz Ya da baştan kaybedilmiş gibi görünsede; özünde daha çok hümanizm taşıdığı için bu kişilikler uzun vade'de hayatın kendisini kazanırlar....
yaşama yürek gözü ile bakabilenler her gün gözlerini mutlu ve umutlu bir şekilde açabilirler,
çünkü insanlığın makinalaşma ve tek bir şekle bürünmesinde katkıları yoktur, yalanın, paranın gücünün ve sömürünün, iletişimsizliğin ve kişiliksizliğin, sevgisizliğin bol olduğu bu sürece katkıda bulunmamışlardır. ki bu insanlar sevgiye bir bayrak gibi sarılmışlardır bu insanlığın kutuplaşma ve yalnızlaşma sürecinde.. nesneler dünyasına ait olmayanlardır  bu yürek gözüne sahip olan insanlar .
Halen sevgiyi ve emeği en yüce değer olarak kabul ederler, para hiçtir-öyle bilirler ve paranın insana hizmet edebilmek için varolduğunu hatta olmaması gerektiğini bilir ve öyle yaşarlar ...
 hangi göze sahip olmalı insan?